GAZETECİ, GAZETECİLİK, SİYASET MÜHENDİSLİĞİ VE SESSİZ DİP DALGASI

Siyaset mühendisleri yine sahnede…
Masaların üzerinde yalnızca siyasi hesaplar yapılmıyor; halkın iradesini daraltmaya dönük senaryolar kurgulanıyor. Ekranlarda hakikatin yerini algı operasyonları alırken, mahkeme salonları da siyasetin en sert mücadele alanlarından birine dönüşüyor.

Fakat unuttukları bir gerçek var:

Millet, laboratuvarda sonucu önceden hesaplanabilecek bir deney değildir.

Türkiye bugün, hukukun siyasal rekabetin merkezine taşındığı, muhalefetin hareket alanının giderek daraltıldığı olağanüstü bir süreçten geçiyor. Özgür Özel’den Ekrem İmamoğlu’na uzanan tartışmalar, yalnızca belirli siyasetçileri değil; seçmenin önündeki alternatifleri de doğrudan etkileyen geniş bir siyasal mühendislik tartışmasını beraberinde getiriyor.

Hedef bellidir:

Alternatifleri azaltmak…

Tercih alanını daraltmak…

Sonra da ortaya çıkan tabloyu “halkın özgür iradesi” diye sunmak.

İşte asıl mühendislik budur.

Siyaset ise hiçbir zaman cetvelle çizilen bir proje olmamıştır.

Toplum da matematik denklemi değildir.

Kâğıt üzerinde kusursuz görünen nice plan, milletin vicdanına çarptığında tarihin çöplüğüne savrulmuştur.

Bugün ekranlarda sipariş yorumlar dolaşıyor.

Trol ağları aynı cümleleri tekrar ediyor.

Algı merkezleri yeni gündemler üretiyor.

Ama hiçbir propaganda, mutfaktaki yangından daha güçlü değildir.

Hiçbir iletişim stratejisi, adalet duygusunda açılan yarayı örtemez.

Bugün sessiz kalan milyonlar teslim oldukları için değil; izledikleri, tarttıkları ve doğru zamanı bekledikleri için susuyor.

Çünkü millet bazen en güçlü cevabını konuşarak değil, sabrederek verir.

Ve tarih gösteriyor ki, en büyük siyasi kırılmalar çoğu zaman en derin sessizliklerin ardından yaşanır.

Siyaset mühendislerinin en büyük yanılgısı da burada başlıyor:

Muhalefeti zayıflatırlarsa toplumun da teslim olacağını sanıyorlar.

Oysa tarih bunun tam tersini söylüyor.

Baskı arttıkça yeni yollar bulunur.

Kapılar kapandıkça yeni kapılar açılır.

Toplumsal irade kendisine dayatılan sınırları er ya da geç aşmanın bir yolunu mutlaka bulur.

Bazen yeni bir lider çıkar.

Bazen yeni bir siyasi hareket doğar.

Bazen de seçmen, önüne konulan oyunun kurallarını sandıkta reddeder.

Çünkü sandık yalnızca oy kullanılan bir kutu değildir.

Aynı zamanda siyasal meşruiyetin en güçlü kaynağıdır.

Toplum vicdanında meşruiyetini kaybeden hiçbir mühendislik projesi uzun ömürlü olamaz.

Gerçek gazetecilik de tam bu noktada başlar.

Gazeteci, trollerin peşinden sürüklenen kişi değildir.

Gazeteci, iktidarın da muhalefetin de ezberlerini tekrar eden kişi değildir.

Gazetecilik; gösterileni değil, gizleneni görebilme cesaretidir.

Bugün asıl soru, siyaset mühendislerinin hangi planı yaptığı değildir.

Asıl soru, milletin bu planlara nasıl bir demokratik karşılık vereceğidir.

Çünkü tarih aynı gerçeği defalarca ispatlamıştır:

En güçlü görünen iktidarları da…

En kusursuz görünen siyasi projeleri de…

Son sözü söyleyen millet iradesi durdurabilmiştir.

Ve siyaset mühendislerinin çözemediği tek denklem, dün olduğu gibi bugün de budur.

Ezcümle;
Bugün Cüneyt Özdemir ve benzeri etkili gazetecilere düşen asıl görev; ekranlarda üretilen yapay gündemlerin peşinden sürüklenmek değil, sandıkta büyük bir kırılmaya dönüşme potansiyeli taşıyan o sessiz çoğunluğun, o derinden ilerleyen dip dalganın yönünü doğru okuyabilmektir.

Gazetecilik, iktidara da muhalefete de toplumun gerçek nabzını gösterebildiği ölçüde kıymetlidir. Çünkü Türk demokrasisine yapılacak en büyük katkı; algıları büyütmek değil, milletin henüz yüksek sesle konuşmayan iradesini zamanında görebilmek ve kamuoyuna dürüstçe aktarabilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.