Seydi Sultan Zaviye Medresesi …

Şuhut ilçesinde bulunmaktadır. Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Yukarıda bahsedilenler Afyon’da açılmış olan ve Osmanlı klâsik dönemine tesadüf eden mektep ve medreselerdir. Dolayısıyla Osmanlı’nın klâsik döneminin eğitim anlayışı içinde eğitim ve öğretimi sürdürmekteydiler. Osmanlının klasik döneminde tüm kurum ve müesseselerinin tam işlediğini görüyoruz. Fakat özellikle Kanunî Sultan Süleyman devrinden sonra Osmanlı Müesseselerinde ilk bozulma belirtilerini görmekteyiz.
Bilhassa XVI. asır sonlarına doğru hem müderris kalitesi itibariyle ve hem de tedrisat ve talebe cihetiyle medreseler bozulmaya başlamış ve seneler geçtikçe bu bozukluk artmak suretiyle devam etmiştir.
Medreseler de bu tarihten sonra ilmî hürriyet kalkmış, iltimas ve siyaset karışmağa başlamış. Evvelce müderris (profesör), muid (doçent) danişmend (asistan) olabilmek için ehliyet, ilim ve iktidar gerekirken, bu tarihten sonra ilmî yetki arka plâna atılarak iltimas ön plâna alınmıştır. Artık müderris olabilmek için kültür üstünlüğü söz konusu değildir. Müderrislik artık bir rütbe halini almıştı. Bunun sonucunda Orta Çağ’da doğuda büyük çoğunluğu Türk olan İslâm bilginlerinin eliyle gelişmiş olan Cebir, Fizik, Kimya, Biyoloji, Coğrafya gibi ilimlerin batı dillerine çevrilmesi, XVII.yüzyılda Avrupa’da gelişmeye başlayan üniversitelere yeni ve ciddi teknik konular hazırladığı ve Batı dünyasında İlmî Rönesansın meydana gelmesine sebep olduğu halde, memleketimizde medreseler yeni ilimlere kapılarını açmak şöyle dursun, Cebir, Felsefe ve Tıp gibi Fatih ve Kanunî devirlerinin programlarını almamışlardır. Medreseler bu sırada Batı dünyasının her gün bir keşifle genişleyen ve her alanda devrim meydana getiren ilmî çalışmalardan habersiz, kapalı, geri bir taassup ve cehalet ocağı halinde kalmışlardır. Kayırma ve rüşvetlerle ilmî paya alan bu cahil, sözde müderrisler, daha fazla himaye ile taşraya kadı olarak atanmışlardı. Bu suretle artık ehliyetle müderris olma kapıları kapanmıştı. Kim fazla iltimaslı ise, fazla rüşvet verirse, o ilmi makama getiriliyordu. İlmî makamlar artık para ile satılır olmuştu.
Bazı Osmanlı Padişahları, ileri görüşlü devlet adamları ile ilim erbabı bu durumu fark ederek medreselerde islâh çalışmaları yapmışlardır. Özellikle Kâtip Çelebi’nin, medreselerdeki bozulma ve neler yapılması gerektiği hususundaki görüşleri önemlidir. Bu konuya değinen bir diğer kişi de Koçibey’dir. Koçibey, eski devirlerdeki ulemâ ile kendi zamanının arasındaki farkları ve Osmanlı hükümdarlarının ulemâya karşı olan hürmet ve riayetlerini beyan etmekteydi.

 

0.00 avg. rating (0% score) - 0 votes

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir